Saydıralım

25 Eylül 2008 Perşembe

David Blaine


Sokakta insanlara yaptığı inanılmaz ilüzyon şovların yanı sıra bu numaraların sırlarını da açıklamasıyla sevdiğim bir adamdır.

Garip rekor denemeleri de apayrı bir olaydır. Buzun içinde 72 saat, suyun altında 7 gün, cam bir tabutta 40 gün gibi garip rekorlarına bir yenisini 60 saat başaşağı kalarak eklemiş.

23 Eylül 2008 Salı

s04 e01




Yolunu gözlediğimiz dizilerin yeni sezonlarının ilki dün itibariyle başladı. Tadını çıkartalım.

-spoiler-

de-wait for it-lightful!

-spoiler-

20 Eylül 2008 Cumartesi

Turkcell




Yaklaşık 6 yıldır kullandığım, kampanyalarından, yeniliklerinden, tarifelerinden her zaman memnun olduğum Turkcell'in nefret ettiğim bir huyu var. Normal tarife kullananlara atılan mesajlardaki resmiyet gnçtrkcll ve kampüscell gibi tarife sahiplerine atılan mesajlarda müthiş bir sululuğa dönüşüyor.

'Hattınızın kullanımı için gerekli ayarları yapınız...' gibi mesajların sonrasında 'Hey kampüslü. Hemen bilmemkaç numarasına mesaj at. Şunu kazan!' gibi mesajların gelmesi beni her seferinde irrite ediyor ki yazmak istedim.

Sorsalar 'Ne Avea, ne Vodaphone, forza Turkcell!' sloganıyla hareket ederim ama bu durumu da mantıklı bir pazarlama taktiği olarak algılamıyorum...

7 Eylül 2008 Pazar

Kafa Tatili


Üretkenlik kaybı mı diyelim, bunalma mı diyelim bilmiyorum. Bir süre yazmıyorum pek sevgili okur. Blog kardeşlerim yazsın, biz okuyup yorumlayalım bir süre olur mu ?

5 Eylül 2008 Cuma

Rüya

7, 8 yaşından beri düzenli aralıklarla gördüğüm bir rüya var. Aynı yer, aynı olay, aynı kişiler. Ne zaman bu rüyayı görsem içimi çok büyük karamsarlık kaplar. İşlerin yolunda gitmediğinin habercisidir bu rüya. Dün de gördüm. Bu yüzden huzursuzum, tedirginim, canım da sıkkın.

Rüya şöyle:

Tarsus'un en işlek caddelerinden birindeyiz. Yolda ilerliyoruz, ancak trenle... Annem ben ve ablam... Annem son vagona geçmemizi istiyor. Ablamın elinden tutuyor. Beraberce geçiyorlar. Ben tam geçerken vagonlar birbirinden ayrılıyor. Ben delicesine ağlıyorum. Annemle ablam pek oralı gibi gözükmüyorlar. Sahte tavırlarla 'Hadi atla!' falan deyip ellerini uzatıyorlar. Ben atlayıp atlamamak arasında inanılmaz bir kararsızlık içinde hıçkıra hıçkıra ağlarken birden bire uyanıyorum.

Yıllardır görmekten bıktım. Her gördüğümde de içimin içini yemesinden. Bir şeye yoramıyorum, ama inanılmaz rahatsız oluyorum...

Böyle...

1 Eylül 2008 Pazartesi

1 Eylül

two, one two three four
ev'rybody's talking about
bagism, shagism, dragism, madism, ragism, tagism
his-ism, that-ism, is-m, is-m, is-m.

all we are saying is give peace a chance
all we are saying is give peace a chance

c'mon
ev'rybody's talking about ministers,sinisters, banisters and canisters
bishops and fishops and rabbis and pop eyes,
and bye bye, bye byes.

all we are saying is give peace a chance
all we are saying is give peace a chance

let me tell you now
ev'rybody's talking about
revolution, evolution, masturbation,
flagellation, regulation, integrations,
meditations, united nations,
congratulations.

all we are saying is give peace a chance
all we are saying is give peace a chance

ev'rybody's talking about
john and yoko, timmy leary, rosemary,
tommy smothers, bobby dylan, tommy cooper,
derek taylor, norman mailer,
alan ginsberg, hare krishna,
hare, hare krishna

all we are saying is give peace a chance
all we are saying is give peace a chance

Dönüş ve kafadan geçenler...

Yine Tarsus'tayım. Ait olduğum yerdeyim. Her yolculukta olduğu gibi beynime yapıştı bir şeyler:

-Mersin-Adana arası tren seferlerinde yolculuk yapmış olanlar bilir: Tren biletleri küçük, yeşil, dikdörtgen kartlardır. Bileti kontrol eden görevli o karta elindeki metal aletle bir delik açar. Şimdi modernizasyona gidip üzerinde yol bilgileri, saat, tarih ve yönetmelik yazan kağıt biletler var. Ama hala görevli aynı deliklerden açıyor.

-Piçsiniz: Tren taşlayan ibneler.

-Günlerce, hatta haftalarca fırçalanmamasına rağmen ilk fırçalanmada bembeyaz olan dişlerime bayılıyorum. Ayrıcalık bu!

-Fifa 09, Pes 2009, FM 2009... Allah'ım sana geliyorum! ( ;) )

-2 haftalığına on binlerce öğrenciyi Ankara'ya getiren üniversiteleri anlayamıyorum. Sonra yolda sıkışıklık, otobüs bulamama gibi bir ton sorun çıkıyor...

-İlk blog tecrübem olan ve bana çok büyük fayda sağlamış ueuro2008'den sevgili ortağım ve bu blogumun güzel renklerine imzasını atmış Berşan ile yeni projemize start veriyoruz. 'Futbol biraz da modadır!' diye düşünen biriysen, en azından formalara ilgi duyuyorsan gelabölebuyana.

-Terbiyeli göründüğüme bakma. Ben çok küfürbazımdır.

-Mini mini birler için uyum süreci bugün başlıyor. Boku yediniz çocuklar minimum 12 yıllık işkence başlıyor.

-Bitti.

Eskiyi Hatırlamak #5


30 Ağustos 2008 Cumartesi

Bowling ve Photoplay günü...

Bugün ablamla Mersin Forum'a gittik. Aylar sonra ilk kez bowling oynadım. Ablamla en son Nisan 2007'de oynadığımız düşünülünce müthiş bir mücadele olacağına kesin gözüyle bakıyordum.

Bilenler biliyor. O XI'dir ben IX. O tikkylerin şahıdır, ben alternatifim. O insan değildir ben insanımdır :) Neyse işte. Ortak nokta minimum ve bu uğurda kapışıyoruz.



Oyun başladı ve ilk atışlarda bana diş geçirdi. İlk üç hakkımdan ikisinde tek bir labut indirememeyi eğilerek yaptığım 'özel atışı' kalçamdaki dikişler sebebiyle yapamamaya bağladıysam da ilk strike benden geldi. Allahsız XI boş durmadı ve o da yaptı. Acımasız davrandım ve spare yaptım. Ama bir türlü öne geçemedim. Maç da 95-81 ablamın lehine sonuçlandı.


İkinci maça ikimiz de hızlı başlayıp 55-55 sonrası yaptığım strike ile 'Roll House'ta az sürtmedik oğlüüüm. Verrim eline çok geçmeden!' diyen terbiyesizin suratı bin karış oluyordu. Ama haklarımız birer birer erirken yan lane'in sahipleri her strike'ında ablamı alkışlayınca psikolojim iyice çöktü. Son sırasındaki üç atış hakkının ikisinde spare, üçüncüde strike yapan hanımefendi (ki bundan önceki iki sırasında da strike yapmıştı) salondan 130-80 galip ayrıldı. Geneldeki 2-0'lık skor da bowlingde biraz daha gelişmemin gerekliliğinin habercisiydi.




Başımı önüme eğmiş, dudaklarımı büzmüş yürürken gözüme Photoplay makinesi çarptı. Onurumu kurtarmak için bundan iyi çözüm olamazdı. Kardeşinin genel kültürü ile başa çıkamayacağını anlayan sevgili ablam bir arada olup başkalarına karşı Quiz Show oynamayı teklif etti. Spor, 70'ler, Müzik, Tarih derken iyi oyun çıkarttık. Ama koskoca güne damgasını vuran, değil 2-0, 10-0 bile yenilsem aylarca ablamla dalga geçebileceğim bir gaf yaşandı. Aşağıya yazıyorum:

Tarih bölümünden seçilen 8000'lik soru şöyleydi:

ABD'de halk oyu ile başa gelmeyen başkan hangisidir?

a) Fidel Castro
b) Bill Clinton
c) Ronal Reagan
d) Hatırlamadığım bir şık



Ben hangisiydi diye düşünürken kararlı bir şekilde parmağını dokunmatik ekrana dokunduran sevgili XI, a şıkkını işaretledi. Ortamı terk ettim.

Zafer Bayramı

Bugün 30 Ağustos'muş... Bu bayram hepsinden farklı olarak en çok önemsediğim, haftalar öncesinden parasını biriktirdiğim bayram'dı. Heyecanla koşuşturur, sitenin kum sahasının ortasını dev bir ateşe verir etrafında turlar atar'dık.

Torpiller, kız kovalayanlar, tapa silahları, füzeler, altıpatlarlar, hatta çıtpıt adı verilen küçük, duvara sürtünde patlamaya başlayan şeyler ve daha nicesi...

Polisten kaçmak... Arkadaşlarla otururken birden bire bir torpili yakıp ortaya bırakmak... Abartıp milletin eline tutuşturmak... Plastik şişe, tuz ruhu ve metallerle patlayıcı yapmak... Farkında olmadan bomba yapmak yani...

Neler değişmiş ki ben eski heyecanı duyamıyorum. 'Bugün 30 Ağustos muydu? Hadi ya?' diyebiliyorum. Enteresan ya!

Geçmiş Olsun Kaptan




Emektar kalbi bir maçı daha kaldıramamış ve sahanın ortasına yığılıvermiş. Köln taraftarını, hocası Daum'u, kader arkadaşı Mondragon'u gözyaşları içinde bırakmış. Neyse ki olay bir kalp krizi değil ve kendisi hala hayatta. Yıllardır kötü bir orta gördüğümüzde andığımız, sol kanada yapılan transferlerde kulağını çınlattığımız ama sevdiğimiz birinden bu şekilde haber alınca gerçekten ne yapacağımı bilemedim.

29 Ağustos 2008 Cuma

20 Dakikalık Yol, Kafadan Geçenler...

Bu kez istikamet Mersin. Uykusuzu treni beklerken bitirirsen kenarda akan elektrik direkleri, tarlalar ve evlere dalarak düşünürsün, aklına da bunlar gelir:

-Gazete okurken ortasını kafa atarak ayırmak güzel bir olay.

-Şampiyonlar ligi ile UEFA Kupası arasında dağlar kadar fark var. Bu farkın adı 'Champions League Theme' diye geçen o müthiş şarkı ve şaşmayan bir saat olarak 21.45'tir.

-Antibiyotik kullanımım sebebiyle yaklaşık bir aydır bir yudum dahi alkol almadım. Üzülüyorum ya.

-Tavla mı? Satranç mı? Tabi ki tavla. Elime su dökenine az rastladım, aşırı ballıyımdır. Bir de internetten satranç oynamayın derim. Anial mahlasıyla bana yorumlar yazan arkadaşım bir yanda 'hardest' modunda bilgisayara karşı oynarken diğer yandan gerçek bir oyuncuyla oynardı. Rakibinin hamlelerini bilgisayara uygulardı. Bilgisayarın hamlelerini de karşısındakine yapıp oyun oynadığı herkesi kısa sürede mat ederdi. Sen sen ol, satrancı yüzyüze oyna. Tavlada da karşıma çıkma.

-İnsan neden mail forwardlar ki?

-Aceleci Ytrum, salaklığın sınırlarını zorlayan Ytrum'dur. Evden aceleyle çıkmam gerekirken televizyon kumandasıyla klimayı kapatmaya çalıştım. Kapanmayınca delirdim. Gidip şalterini kapattım. Kumandanın yanlış olduğu trende aklıma geldi.

-Ersin Karabulut'un bu hafta dile getirdiği üzere araba sürmeyi öğrenmek yanında çığlık çığlığa bir baba varken zor iş. Bir defa denedim, deneyiş o deneyiş...

-Mersin defteri bizim kızlar için kapanıyor galiba. Bu blogu günlüğüm haline getirmemek için susuyorum ama bu benim için çok karmaşık bir olay.

-Sinem beni ihmal ediyorsun. Yorum yazmıyorsun. Olmüyür.

-Sitemimi de ettim kapanış müziğiyle başbaşasın sevgili okur:

'Die meister
die bestern
les grandes equipes
the champions...'

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Kurban


Bütün şarkılarını ezbere bildiğim tek gruptur. Her üyesi ayrı bir ilahtır, yetenek dehasıdır benim için. Daha lisedeyken çok büyük fanatiği olduğum zaman 'Ulan üniversiteye büyük bir şehire gideyim, en büyük emelim Kurban'ı canlı kanlı sahnede izlemek.' diyordum. Benim ÖSS'ye girdiğim sene olan 2006'da dağılma kararı aldılar. Yıkıldım haliyle.


Büyük şehire geldiğim ilk sene tekrar birleştiler. 27 Ocak 2007 veya bu tarihe yakın bir tarihte Ankara'da vereceklerdi konseri. Hayatımın en güzel günlerinden biriydi. En ön sıraya kadar ilerleyip delicesine eşlik etmiştim. Ama tadı da damağımda kalmıştı. Bir daha gelmelilerdi.


Ve geliyorlar. 17 Ekim 2008 ise gelecekleri tarih. Bu sefer 18 yaş sınırı olan, son gittiğimde Bulutsuzluk Özlemi konserine yaşım yüzünden alınmadığım Saklıkent'e geliyorlar. Yine efsanevi bir gün olacak.


'Yoluna çıksam da, sararıp solsam da, ilacım sen olsan da GELME!..'

26 Ağustos 2008 Salı

Milan Baros



Forvet mi istiyorduk??? Alalım bize forvet...

24 Ağustos 2008 Pazar

Çılbır Ye Çıldır (Yemek Tarifi)

Gördüğüm en enteresan yemeklerden birisi. Ellerimle yaptığım zamansa bambaşka bulduğum bir olaydır çılbır. Dilim döndüğünce anlatayım tarifini:

Çılbır:


Malzemeler:


-3 adet yumurta

-Yoğurt

-Kimyon

-Karabiber

-Kırmızı biber

-Tuz

-Tereyağı


Görüldüğü gibi yemeğin malzemeleri fazlasıyla basit. Hemen hemen her dolapta bulunan şeylerle yapılıyor. Ama annem bu yemeği bana öğretirken gözlerim faltaşı gibi açılmıştı yapımı esnasında.


Bir tencerenin yarısını su ile doldurdup suyu kaynattıktan sonra içine bir adet yumurtayı direkt olarak kır. 'Oha. Suyun içine yumurta mı kırılır?!' deme. Yumurta suya düşer düşmez beyazı sarısını kaplayıp katı hale geliyor. Birkaç dakika içinde bu işlem olana kadar suyun yüzeyindeki köpüğü bir kaşıkla alıp atıyorsun.


Diğer yandan bir tabağın yüzeyine yoğurt döküp iyice yayıyorsun. Az önce kırdığın yumurtayı sudan alıp bu tabağa koyuyorsun. Sonra diğer yumurtaları da aynı işleme tabi tutuyorsun. Tereyağını eritip yumurtaların üzerinde gezdiriyorsun daha sonra hoşlandığın oranda tuz ve baharatları ekliyorsun. Afiyet, bal, şeker olsun.