Bugün 30 Ağustos'muş... Bu bayram hepsinden farklı olarak en çok önemsediğim, haftalar öncesinden parasını biriktirdiğim bayram'dı. Heyecanla koşuşturur, sitenin kum sahasının ortasını dev bir ateşe verir etrafında turlar atar'dık.
Torpiller, kız kovalayanlar, tapa silahları, füzeler, altıpatlarlar, hatta çıtpıt adı verilen küçük, duvara sürtünde patlamaya başlayan şeyler ve daha nicesi...
Polisten kaçmak... Arkadaşlarla otururken birden bire bir torpili yakıp ortaya bırakmak... Abartıp milletin eline tutuşturmak... Plastik şişe, tuz ruhu ve metallerle patlayıcı yapmak... Farkında olmadan bomba yapmak yani...
Neler değişmiş ki ben eski heyecanı duyamıyorum. 'Bugün 30 Ağustos muydu? Hadi ya?' diyebiliyorum. Enteresan ya!
Yaşamsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yaşamsal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ağustos 2008 Cumartesi
12 Ağustos 2008 Salı
Blok...
Yattığım yerden plaj-voleybolu turnuvası finali izliyorum. Mücadele gırla... İkililerden biri güzel bir organizasyonla karşı tarafa smaçlıyor topu. Rakip zıplıyor, spikerin çığlığı... 'Blok out!!'
Sonra ben düşünüyorum. Hayat her şeye benzediği gibi voleybola da benziyor. Lan bir düşünsene, mükemmel bir çaba göstermişsin. Etkili olmaya çalışmışsın oyunda/hayatta (hayat bir oyundur diyene de selam ederim...), şartlar seni zorlamış, kendinle mücadelen yetmiyormuş gibi karşına insanları da almışsın...
Pat! Bu saatten sonra olacaklar senin tekniğine mi kaldı sanarsın ki? Şans işte. Belki içeri düşer... Belki dışarı sapar... Belki son anda takım arkadaşın yetişir. Sürünerek çıkartır topu. Ne de olsa onun da menfaati vardır bu işte... Belki bu son şansındır, maç sayısıdır. Belki maç yeni başlamıştır. Belki geriye düşeceksindir, seriye bağlayacaklardır. Belki sen art arda sayı kazanacaksındır. Belki sizin mücadelenizi yöneten hata yapacaktır. Yuhalanmak ağlatacak belki seni, belki alkışla coşacaksın. Yüzlerce kişi izlerken birini önemseyeceksin belki, belki hiç birini...
Tahta zemindesindir, kumdasındır. İkişerlisindir, altışarlısındır...
Sorsan şimdi 'Muratçım her voleybol maçında bloksuz bir an geçmemekte midir?' diye ne cevap veririm. Basit, ama kabullenmesi zor.
Ben çevremde basit bir maç geçiren insanlar görmedim. Ben mücadelenin olmadığı bir hayata tanık olmadım. Bence sırf bu yüzden voleybol, blok'suz çok manasız...
Sonra ben düşünüyorum. Hayat her şeye benzediği gibi voleybola da benziyor. Lan bir düşünsene, mükemmel bir çaba göstermişsin. Etkili olmaya çalışmışsın oyunda/hayatta (hayat bir oyundur diyene de selam ederim...), şartlar seni zorlamış, kendinle mücadelen yetmiyormuş gibi karşına insanları da almışsın...
Pat! Bu saatten sonra olacaklar senin tekniğine mi kaldı sanarsın ki? Şans işte. Belki içeri düşer... Belki dışarı sapar... Belki son anda takım arkadaşın yetişir. Sürünerek çıkartır topu. Ne de olsa onun da menfaati vardır bu işte... Belki bu son şansındır, maç sayısıdır. Belki maç yeni başlamıştır. Belki geriye düşeceksindir, seriye bağlayacaklardır. Belki sen art arda sayı kazanacaksındır. Belki sizin mücadelenizi yöneten hata yapacaktır. Yuhalanmak ağlatacak belki seni, belki alkışla coşacaksın. Yüzlerce kişi izlerken birini önemseyeceksin belki, belki hiç birini...
Tahta zemindesindir, kumdasındır. İkişerlisindir, altışarlısındır...
Sorsan şimdi 'Muratçım her voleybol maçında bloksuz bir an geçmemekte midir?' diye ne cevap veririm. Basit, ama kabullenmesi zor.
Ben çevremde basit bir maç geçiren insanlar görmedim. Ben mücadelenin olmadığı bir hayata tanık olmadım. Bence sırf bu yüzden voleybol, blok'suz çok manasız...
1 Ağustos 2008 Cuma
Başarmak...
Başarmak ile ilgili yazasım geldi. Küçüklü veya büyüklü her ne olursa bir şey başarmak insanı gerçekten mutlu eden bir olay. Zaten birilerini desteklememiz, bir takımı tutmamız da 'başaran' kimsenin 'başarısından' nasiplenmemizin bizi mutlu edişinden kaynaklanıyordur diye düşünmüşümdür.
Benim de başarılarım oldu kendi çapımda ama bu daha fazlasını istememem için sebep değil... İrili ufaklı başarılarım devam etsin istiyorum ve listeliyorum:
-Parmağı ağza sokarak ıslık çalabilmek.
-Rövaşata ile gol atabilmek.
-Bir Dünya Kupası finali izlemek.
-Uçları çengelli toka ile saçımı toplayabilmek (yardım almadan)
-Bir defa girip başarılı olduğum YDS'de tüm soruları cevaplamak.
-Sahnede bir müzik aleti çalmak.
-Bir bilgisayara format atabilmek.
-Kendi kendimi şaşırtabileceğim bir edebi eser yaratmak (Şiir olur, kitap olur, tekerleme bile olur).
-Üzerinde çalıştığım dine -inanç felsefesi diyelim- en az bir kişiyi inandırmak.
-Zıpkınla balık avlamak.
-Bir dersin hem vizesinden hem finalinden 100 almak (Shakespeare olsun bizim olsun)
-Amatör olarak da olsa Curling oynamak.
-Herhangi bir şekilde Rekorlar Kitabına girmek.
Uzar gider... Zaman zaman yanına + işareti konur, zaman zaman yenisi eklenir. Zaman zaman bu tip meseleler tarafımdan başarı olarak görülmez ve listeden silinir. Söyleyelim de...
Benim de başarılarım oldu kendi çapımda ama bu daha fazlasını istememem için sebep değil... İrili ufaklı başarılarım devam etsin istiyorum ve listeliyorum:
-Parmağı ağza sokarak ıslık çalabilmek.
-Rövaşata ile gol atabilmek.
-Bir Dünya Kupası finali izlemek.
-Uçları çengelli toka ile saçımı toplayabilmek (yardım almadan)
-Bir defa girip başarılı olduğum YDS'de tüm soruları cevaplamak.
-Sahnede bir müzik aleti çalmak.
-Bir bilgisayara format atabilmek.
-Kendi kendimi şaşırtabileceğim bir edebi eser yaratmak (Şiir olur, kitap olur, tekerleme bile olur).
-Üzerinde çalıştığım dine -inanç felsefesi diyelim- en az bir kişiyi inandırmak.
-Zıpkınla balık avlamak.
-Bir dersin hem vizesinden hem finalinden 100 almak (Shakespeare olsun bizim olsun)
-Amatör olarak da olsa Curling oynamak.
-Herhangi bir şekilde Rekorlar Kitabına girmek.
Uzar gider... Zaman zaman yanına + işareti konur, zaman zaman yenisi eklenir. Zaman zaman bu tip meseleler tarafımdan başarı olarak görülmez ve listeden silinir. Söyleyelim de...
16 Temmuz 2008 Çarşamba
Önemsiz Gibi Görünen Önemli Dersler
Psikoloji ile ilgiliyim. Daha da çok ilgili olmak istiyorum. Psikanalize merak saldım. Mesele bu değil. En sevdiğim yapımlardan olan Space Jam'den bir sahne geldi aklıma.Bizimkiler silik vaziyette soyunma odasındalar. Herkes bitap. Sylvester sürünüyor. Lola üzgün. Tweety halsiz. Duffy Duck moralsiz. Tweety'nin sahibi olan yaşlı teyze bile maçtan ümidini kesmiş, gülümsemiyor. Karşılarındaki yaratıklar çok vahşi, maçı almak da imkansız çünkü!
Bu sırada Bugs Bunny bir su matarasına doldurduğu su ile çıkageliyor. Elindeki iksirin maçı kazanmalarına yardımcı olacağını söylüyor. Herkes birer yudum alıyor ve canlanıyor. İçtikleri su halbuki. İnanıyorlar ve çıkıp eziyorlar. Gerçi majestelerinin uzayan kolu olmasa galibiyet yine hayal ama biz dersimizi alıyoruz mevzudan.
12 Temmuz 2008 Cumartesi
Bugün Bayram

Ne zamandır yazacaktım. Şimdi aklıma geldi. Hani hemen her bayramda bir şekilde kulağımıza çalınan bir şarkı vardır. Bu postun başlığı ile aynı ismi taşıyan bir Barış Manço şarkısıdır.
'Bugün bayram. Erken kalkın çocuklar.
Giyinelim en güzel giysileri.
Elimizde taze kır çiçekleri
Üzmeyelim bugün annemizi.'
Şeklinde bir de nakaratı vardı. Yıllarca bu şarkıyı sözlerine dikkat etmeden dinledim. İçeriğini önemsemedim ve şarkıyla neşelendim. Bu şarkıyı rastgele açıp dinlediğimde sözlerin esasen o kadar mutluluk verici olmadığını, aksine çocuklarını aannelerinin mezarına götürecek olan bir babanın ağzından çıkan sözler olduğunu fark ettim. Artık neşelenmiyorum şarkıyı duyunca. Bir garip oluyorum.
27 Haziran 2008 Cuma
Yayla Detayları...

Yayla dedik de. Neydi yayla... Nedir yayla veyahut? Şunlardır:
-Hamakta salınmak
-Dalından erik koparıp yemek, kiraza dalmak
-Yazın ortasında yorgan ile uyumak
-El yapımı sucuğun katıldığı yumurtayı yemek. Her şeyden önce güne erken başlamak. Kahvaltı diye bir şey yapmak.
-Sabaha kadar okey oynamak
-'Çoğu' anneannenin yemek konusunda yetenekli olduğuna tanıklık etmek.
-Trekking
-Banka bulamamak
-Süper bir dayı
-Yeni içki ve meze tarifleri (Bir üst şıkla ilgilidir)
-Yeni müzik grupları (Fatima Spar und die Freedom Fries)(İki üst şık)
-Yıllar sonra teksaçma ile atış yapmak
-Karsambacın hasını yemek
-Bir kertenkele ile gözgöze uyanmak
-Yıllar sonra VCD'den film izlemek (Musallat)
Ve aslında daha nicesi. Ama 40 dereceye geri dönüp pişim pişim pişmek tüm tatile damga vuran tek şeydir herhalde...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)