Böyle bir belediye başkanı adayı, böyle bir siyasi kişilik görülmedi... Tabi böyle yaratıcılık da...
http://www.greenpeace.org/turkey/campaigns/enerji/komur/solukal/follow-up
28 Mayıs 2009 Perşembe
6 Mayıs 2009 Çarşamba
En Güzel 5 Türk Cover

Dedim 'Neden bu tip şeyler için mim beklenir ki?' Estikçe böyle listeler yapmak lazım dönüp baktığında değiştirmek falan. Athena'nın Tarlaya Ektim Soğan adlı şarkıya yaptığı cover'ı dinlerken aklıma geldi. İlk beşim nedir acaba diye düşündüm, ve sebepleriyle beraber listeliyorum:
1 Numara: Athena - Tarlaya Ektim Soğan
Sebebi aslında şarkıyı çok sevmem ile Athena'yı çok sevmemin birleşmesi olabilir. Ama sırf vokal yüzünden bir numara benim için. Gökhan'ın amigo stili vokaline bayılıyorum ve çok sevdiğim bu şarkıya mükemmel gitmiş...
2 Numara: Pentagram - Gündüz Gece
'Cover ne demektir?' sorusunun kesin cevabıdır bu şarkı. Aşık Veysel'in mükemmel sözlerini ve melodilerini rock müzik aletleriyle aralara harika sololar atarak yorumlamak anca Pentagram'ın işi olabilir. Saygıyla eğiliyorum. Lisedeki edebiyat hocam gibi (Aşık Veysel işlenirken onun şarkılarını edinip derste dinletmek istemişti bize, herkes getirsin demişti. Ben de mp3çalarımı hoparlörlere bağlayıp bu şarkıyı çalmıştım. Burun kıvıranlar çoğunluktaydı, ama edebiyat hocam hayran kalmıştı rock müzikle alakası olmayan bir insan olmasına rağmen...)
3 Numara: Dolapdere Big Gang - Englishman In Newyork
Bu şarkının olayı da 'güzel cover, orjinalinden daha iyi olan cover'dır' mottosunda yatar. Sting'den dinlediğiniz zaman şarkı uykunuzu getirebilir, ama Big Gang'in mükemmel tarzı, türk ezgileri ve hareketliliğiyle süper bir şarkıdır.
4 Numara: Duman - Her Şeyi Yak
Bu da aynı şekilde bir üstteki mottoya uygun olarak iyi bir cover olmayı hak eder. Kimse Sezen Aksu gibi söyleyemedi şarkıyı Duman yaptıktan sonra. Bambaşka bir hale sokup tarihe kazıdılar.
5 Numara: Kurban - Kara Toprak
Yine bir Aşık Veysel klasiğini abartmadan, uzatmadan, sade bir şekilde çalmışlar. Ortada mükemmel bir gitar solosu var Aşık ile Kurban arasında anadolu köprüsü kurmuş adeta. Vokaller harika, ritm müthiş. Bu da en iyilerimden.
Daha söyleyemediğim, listede olmasa da gönlümde yer eden bir çok şarkı var onları da önerebilirim tabi: Manga - Evdeki Ses, Athena - Senden Benden Bizden, Direc-t Kavur Balıkları, Kurban - Sarı Çizmeli Mehmet Ağa şeklinde gidiyor...
Yorum bırakacak olursan senin favorilerini de öğrenmek isterim...
Kırmızı Kart Çılgınlığı

Anıl'la beraber iddaa efendinin tek maça layık gördüğü maçlardan önce bir on liralık yatırım yaparız ki, taraf tutmak daha eğlenceli olsun, maça daha bir heyecanla bağlı kalalım...
Dün de Arsenal-Manchester maçından önce Arsenal'e çok güveniyordum. İddaa bayiine gittikten sonra monitörde gördüğüm maç için özel bahislerde daha farklı bir şey gözüme çarptı.
MAÇTA KIRMIZI KART:
Olmaz: 1.10
1 veya daha fazla: 3.4
Neden dedim gerilimli olmasın? Birisi birisine arkadan dalmasın, zamanında Lampard'ı sağlı sollu kuşatmış Adebayor ile Fabregas da ilk on birde. Bastım on lira geldik eve.
Maçta ilk sarı kart 65. dakikada çıktı. Herkes efendi efendi oyun oynuyor. Sert fauller nadiren olsa da hakemin kart çıkarmaya niyeti yok falan. 70'e doğru penaltı oldu, 'Aha!' diye fırladık ayağa. Kırmızı da çıkınca ev bayram yerine döndü.
Bu muhabbet çok hoşuma gitti. Keşke her hafta iddaa'da böyle çılgın bahisler açılsa...
21 Nisan 2009 Salı
Çizgi Film Deyince...
Eski postlarımın birisinde, maddelerken yine, bahsetmiş olduğum en güzel çizgi film tesadüfi bir şekilde karşıma çıktı. Yani youtube açıp 'duffy, road runner, tom&jerry' yazdığım ama bulamadığım bir çizgifilmdi.
Yine bahsettiğim gibi iki çeşit çizgifilme bayılıyordum. Birisi masada geçen. Diğeri de aşağıda izleyeceğiniz. Karşıma çıkışı da 30 dakikadan az olan bu tip çizgifilmler arasında en güzel 100 tanesi seçilmiş. Bahsettiğim 'Duck Amuck' adı altında çekilmiş olan, mithiş bir çizgifilm. Derecesi ikincilik! Yani bu da benim ve o gün o postu yazdığımda 'Aa evet ben de bayılırım hihi!' diyenlerin yanılmadığını gösteriyor. Uzatmadan izletelim efendim:
Link için: http://www.youtube.com/watch?v=WEihY6wSbwI&feature=related
O da olmadı video izlenebilen bir yerden 'Duck Amuck' yazıp aratınız.
Yine bahsettiğim gibi iki çeşit çizgifilme bayılıyordum. Birisi masada geçen. Diğeri de aşağıda izleyeceğiniz. Karşıma çıkışı da 30 dakikadan az olan bu tip çizgifilmler arasında en güzel 100 tanesi seçilmiş. Bahsettiğim 'Duck Amuck' adı altında çekilmiş olan, mithiş bir çizgifilm. Derecesi ikincilik! Yani bu da benim ve o gün o postu yazdığımda 'Aa evet ben de bayılırım hihi!' diyenlerin yanılmadığını gösteriyor. Uzatmadan izletelim efendim:
Link için: http://www.youtube.com/watch?v=WEihY6wSbwI&feature=related
O da olmadı video izlenebilen bir yerden 'Duck Amuck' yazıp aratınız.
18 Nisan 2009 Cumartesi
Biraz Ondan, Hımm, Biraz da Bundan...
Maddelemeyeli epey olmuş he? Biraz cep telefonuna not ettiklerim, biraz şu an aklıma gelenler, biraz da epeydir kafamı meşgul edenlerden küçük bir seçki hazırlayayım, okuyana sunayım. Özlemişim de hani:
-Bir filmin orjinal versiyonu hepimiz tarafından kabul gören halidir. Dublaj düşmanlığımız vardır hatta kimilerimizin. Ama ben kafamızda nasıl yer ettiğine göre değerlendiriyorum. Mesela bir Beetlejuice'u orjinal versiyonuyla sevemedim, bir bugs bunny, bir duffy duck'ı sevemedim. O sesleriyle mükemmeller benim kafamda.
-Şükrü Türer: Bugs Bunny'ye sesini veren hepimizin sabahlarına neşe katmış insanın adı.
-Köşe yazarları ile ilgili bir şey fark ettim. Sevmediğim adamların ne yazdığına mutlaka bakıyorum. Hürriyet gazetesini ele alalım. Misal, bir Ayşe Arman'ı kaçırmam. Bekir Coşkun bugün nasıl ajitasyon yapıyor, bakmadan geçmem. Hatta gazetenin ekinde yazan Cengiz Semercioğlu sevmediklerim arasında başı çeker, ama onun yazdığı Kelebek ekinde okuduğum tek köşe onunkisi...
-Müzik, futbol, güncel hayat, genel kültür ve sinema: Favorim Kanat Atkaya!
-Bir blogcunun eski postuna yorum yapıyorsam ve cevap gelmiyorsa anlayabiliyorum. Ama yedi sekiz post öncesini okuyup yorum yaptığımda cevap gelmemişse kızıyorum kendisine. Tabi ki kimsenin sana cevap verme zorunluluğu yok, ama sonuçta 'tebrik ediyorum güzel yazı' diyene ':)' diye cevap verebilen insanlar senin yorumunu cevaplamıyorlarsa üzülüyorsun. Ha, yazdıktan itibarenki iki üç günden sonra yorumlara tekrar bakmıyorsa, o ayrı. Ama kızdığım nokta da bu zaten. Çünkü bir süre okuyamadığın postlara yorum bıraktıktan sonra okunmaması üzücü oluyor. Yazmazsan da içinde kalıyor falan. Neyse...
-Futbol spikerleri eski kalitelerinde değiller. Orhan Ayhan'ın Radyo 1'de maç anlattığı zamanlar ertesi gün okul var diye dışarı çıkamadığım için radyo başına çöreklenir, öyle dinlerdim Galatasaray'ımı. İlkokul ile ortaokul arasında bir yerde işte. Bir Galatasaray - St. Gallen maçında şöyle demişti:
'Değerli izleyiciler, bu takımda yer alan 8 numaralı futbolcu bilmemkim, yaptığı birkaç hareket sonucunda bende bir izlenim uyandırdı paylaşmak isterim. Hani en normal tabirle 'kazma' diye nitelendiririz ya, öyle bir futbolcuya benziyor bu.
-Futbol spikerleri deyince bu da bence güzel bir tespit, bak. Maç esnasında pozisyonu hızlı anlatmaları gerektiğinden şut falan çekildiğinde ya da arapası olduğunda bunu engelleyen defans oyuncusunun ismi çoğunlukla söylenmez. 'Savunmaya çarptı, savunma uzaklaştırdı!' falan gibi tabirlerle geçiştirilirler. Bazı spikerler laf arasında 'Bu arada müdahaleyi yapan Ferdinand'dı' gibi anektodlar sıkıştırırlar. Bu yüzden forvet olmak gibisi yok. Düşünsene:
'Ortasaha paslaşmalarla geçildi, top şimdi İbrahim'de, ilerde koşu yapan IX'i gördü.' veya 'Top şimdi IX'te, harika hareketler ve gol!! Hemen hatırlatmakta fayda var. Babası da iyi topçuydu!' (Bu ikincisi tam yeni nesil spiker lafı oldu. Ercan Taner olacağdı, IX IX IX IX IX yok böyle bir gol diyeceğdi)
-İbrahim demişken, bu isme sahip olan ve ibo diye kısaltılmayan bir tanıdığınız var mı?
-Gözünün içi parlayan insanları seviyorum. Geçen gün bunlardan biriyle tanıştım.
-Daha çok madde var, ama yazarken sıkıldım. O derece. Şimdilik bu kadar diyelim o halde :)
(Bu geyik hoşuma gitmiyor ama yazarken 'Gamzedeyim deva bulamam' çalıyordu Barış Manço'dan)
16 Nisan 2009 Perşembe
DTCF Futbol Şöleni!
14 Nisan 2009 Salı
Appetite For Destruction
27 Mart 2009 Cuma
Bloga Bir Ara...
Hayatın iğrenç olduğunu düşünüyorum. Yazı falan yazasım da yok. Bir süre sonra görüşürüz. Emniyet kemeri takmayı hiçbir zaman ihmal etme... Kendine iyi bak...
17 Mart 2009 Salı
Bekle Beni...

Fahruş, annem, Cenap abi, babam, Adana'dakiler...
Tadına doyulmaz ev yemekleri, Künefe, fındık lahmacun, Atom, nokta, Aydınlar, Burty...
Gözde, bowling, Mersin sahili, Denize sıfır sabah kahvaltısı, Tömbeki-Mersin, Kokoş...
Mustafa Kemal Anadolu Lisesi sınırları içerisindeki adam gibi kalan birkaç hocam, lise tayfasıyla halısaha maçı, babamın amatör lig mücadelesi, pazar maçlarımız...
Bloga değil de, boğucu Ankara hayatına güzel bir ara veriyorum. Sonrasındaki sınavları ve güzel olma potansiyeli olan yeni hayatımı düşünmeyi bir kenara bırakarak...
14 Mart 2009 Cumartesi
Terk Etmek & Terk Edilmek
Ön not: Aşağıda sevişeceğim insanları listeleyip arasından seçim yapmanızı istemeyeceğim. Kırdığım fındıkları da anlatmayacağım.
---
Hani ilişkiler üzerine fazla yazmadığım, blog yollu göndermeler, ağlamalar, dalgalar, komediler yapmadığım bir gerçek. Ama dün geçen bir muhabbette ciddi anlamda kafama takılan bir durum var ve fikir sunsanız güzel olurdu benim için :)
Ortaokuldan beri arkadaşım olan Şeyma birkaç gündür Ankara'da ve 'Patates kızartıyorum.' deyince çıkıp geliverdi. Laf lafı açtı ve kaçınılmaz konu açıldı: İlişki...
Yaklaşık 10 aydır yalnız olduğumu, gayet memnun olduğumu, tek sıkımlık mermimin hedefin çok uzağına gittiğini falan bahsettim (tam şu an ilk cümleyi çürüttüm. sil kafandan). Çok kısa zaman içinde sevdiğim bir çift ayrıldı ve Şeyma da bu dertten mustarip. İki yıldan fazladır süren ilişkisini geçtiğimiz günlerde bitirdi.
Deniyor ki; çevrenizde ekol olmuş bir çiftseniz ayrıldığınızda ilişkiyi bitiren taraf daha çok sıkıntılı oluyor. Bu benim görüşüm. Ortada bir şeyler bitmiş, arkadaş olmaya çalışmanın nafile olduğu dönemler dahi atlatılmış ancak sürekli soruluyor 'Neden?' diye. Karşı tarafa sorulduğunda 'Bilmem o bitirdi hiçbişe yokken.' diyiverip kurtulabilir durumdan. Sense anlat olmayacak şeylerin ne olduğunu. Karşı şahsın şimdiki hayatından ve önceki hayatından örnekler vererek anlat. Bunu onca adama tekrarla falan. 'Farklıyız' desen kurtulamıyorsun, 'Sevgim bitmişti' diye atlasan ı-ıh. Mümkünsüz bir durum yani. Ortada aldatma olsa falan anca sıyırırsın.
Neyse, konuda bir mütabakata vardık derken bir başkası çıktı dedi ki, pek terk edildiği için günlerce ağlayanın, her şeyde terk edeni hatırlayanın 'Neden?' sorularıyla deşilen yarası ne oluyor?
Bu noktadan sonra sözü hakikaten okuyanlara bırakıyorum. Allahsızlar zaten msnden yorumluyorlar artık beni, ama olsun :)
---
Hani ilişkiler üzerine fazla yazmadığım, blog yollu göndermeler, ağlamalar, dalgalar, komediler yapmadığım bir gerçek. Ama dün geçen bir muhabbette ciddi anlamda kafama takılan bir durum var ve fikir sunsanız güzel olurdu benim için :)
Ortaokuldan beri arkadaşım olan Şeyma birkaç gündür Ankara'da ve 'Patates kızartıyorum.' deyince çıkıp geliverdi. Laf lafı açtı ve kaçınılmaz konu açıldı: İlişki...
Yaklaşık 10 aydır yalnız olduğumu, gayet memnun olduğumu, tek sıkımlık mermimin hedefin çok uzağına gittiğini falan bahsettim (tam şu an ilk cümleyi çürüttüm. sil kafandan). Çok kısa zaman içinde sevdiğim bir çift ayrıldı ve Şeyma da bu dertten mustarip. İki yıldan fazladır süren ilişkisini geçtiğimiz günlerde bitirdi.
Deniyor ki; çevrenizde ekol olmuş bir çiftseniz ayrıldığınızda ilişkiyi bitiren taraf daha çok sıkıntılı oluyor. Bu benim görüşüm. Ortada bir şeyler bitmiş, arkadaş olmaya çalışmanın nafile olduğu dönemler dahi atlatılmış ancak sürekli soruluyor 'Neden?' diye. Karşı tarafa sorulduğunda 'Bilmem o bitirdi hiçbişe yokken.' diyiverip kurtulabilir durumdan. Sense anlat olmayacak şeylerin ne olduğunu. Karşı şahsın şimdiki hayatından ve önceki hayatından örnekler vererek anlat. Bunu onca adama tekrarla falan. 'Farklıyız' desen kurtulamıyorsun, 'Sevgim bitmişti' diye atlasan ı-ıh. Mümkünsüz bir durum yani. Ortada aldatma olsa falan anca sıyırırsın.
Neyse, konuda bir mütabakata vardık derken bir başkası çıktı dedi ki, pek terk edildiği için günlerce ağlayanın, her şeyde terk edeni hatırlayanın 'Neden?' sorularıyla deşilen yarası ne oluyor?
Bu noktadan sonra sözü hakikaten okuyanlara bırakıyorum. Allahsızlar zaten msnden yorumluyorlar artık beni, ama olsun :)
8 Mart 2009 Pazar
Dünün Anlam ve Önemi
7 Mart 2009 Cumartesi
Özel Gün
Bugün özel, bense aktivitesiz ve kayıtsızım. Bıkkınlık mı? Belki. Fırtına öncesi sessizlik mi? Olabilir...
1 Mart 2009 Pazar
Faili Mechul Kıyak

Tanımadığın insanlara küçük mutluluklar vermek için ve onları da böyle bir şey yapmaya yöneltmek için mükemmel bir fikir bu faili mechul kıyak. Aklına gelebilecek herhangi bir iyiliği toplu kullanılan alanlarda yaptıktan sonra bu kartı bırakıyorsun. İyiliği yaptığın kişi de devam ederse ne ala! Bu müthiş fikrin yaratıcısının bizzat yazdığı yazıya yönleniniz, yapabileceğiniz iyilikler hakkında bilgi alınız...
http://www.fikiratolyesi.com/2009/02/27/faili-mechul-kiyak/
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




