Saydıralım

30 Ağustos 2008 Cumartesi

Zafer Bayramı

Bugün 30 Ağustos'muş... Bu bayram hepsinden farklı olarak en çok önemsediğim, haftalar öncesinden parasını biriktirdiğim bayram'dı. Heyecanla koşuşturur, sitenin kum sahasının ortasını dev bir ateşe verir etrafında turlar atar'dık.

Torpiller, kız kovalayanlar, tapa silahları, füzeler, altıpatlarlar, hatta çıtpıt adı verilen küçük, duvara sürtünde patlamaya başlayan şeyler ve daha nicesi...

Polisten kaçmak... Arkadaşlarla otururken birden bire bir torpili yakıp ortaya bırakmak... Abartıp milletin eline tutuşturmak... Plastik şişe, tuz ruhu ve metallerle patlayıcı yapmak... Farkında olmadan bomba yapmak yani...

Neler değişmiş ki ben eski heyecanı duyamıyorum. 'Bugün 30 Ağustos muydu? Hadi ya?' diyebiliyorum. Enteresan ya!

Geçmiş Olsun Kaptan




Emektar kalbi bir maçı daha kaldıramamış ve sahanın ortasına yığılıvermiş. Köln taraftarını, hocası Daum'u, kader arkadaşı Mondragon'u gözyaşları içinde bırakmış. Neyse ki olay bir kalp krizi değil ve kendisi hala hayatta. Yıllardır kötü bir orta gördüğümüzde andığımız, sol kanada yapılan transferlerde kulağını çınlattığımız ama sevdiğimiz birinden bu şekilde haber alınca gerçekten ne yapacağımı bilemedim.

29 Ağustos 2008 Cuma

20 Dakikalık Yol, Kafadan Geçenler...

Bu kez istikamet Mersin. Uykusuzu treni beklerken bitirirsen kenarda akan elektrik direkleri, tarlalar ve evlere dalarak düşünürsün, aklına da bunlar gelir:

-Gazete okurken ortasını kafa atarak ayırmak güzel bir olay.

-Şampiyonlar ligi ile UEFA Kupası arasında dağlar kadar fark var. Bu farkın adı 'Champions League Theme' diye geçen o müthiş şarkı ve şaşmayan bir saat olarak 21.45'tir.

-Antibiyotik kullanımım sebebiyle yaklaşık bir aydır bir yudum dahi alkol almadım. Üzülüyorum ya.

-Tavla mı? Satranç mı? Tabi ki tavla. Elime su dökenine az rastladım, aşırı ballıyımdır. Bir de internetten satranç oynamayın derim. Anial mahlasıyla bana yorumlar yazan arkadaşım bir yanda 'hardest' modunda bilgisayara karşı oynarken diğer yandan gerçek bir oyuncuyla oynardı. Rakibinin hamlelerini bilgisayara uygulardı. Bilgisayarın hamlelerini de karşısındakine yapıp oyun oynadığı herkesi kısa sürede mat ederdi. Sen sen ol, satrancı yüzyüze oyna. Tavlada da karşıma çıkma.

-İnsan neden mail forwardlar ki?

-Aceleci Ytrum, salaklığın sınırlarını zorlayan Ytrum'dur. Evden aceleyle çıkmam gerekirken televizyon kumandasıyla klimayı kapatmaya çalıştım. Kapanmayınca delirdim. Gidip şalterini kapattım. Kumandanın yanlış olduğu trende aklıma geldi.

-Ersin Karabulut'un bu hafta dile getirdiği üzere araba sürmeyi öğrenmek yanında çığlık çığlığa bir baba varken zor iş. Bir defa denedim, deneyiş o deneyiş...

-Mersin defteri bizim kızlar için kapanıyor galiba. Bu blogu günlüğüm haline getirmemek için susuyorum ama bu benim için çok karmaşık bir olay.

-Sinem beni ihmal ediyorsun. Yorum yazmıyorsun. Olmüyür.

-Sitemimi de ettim kapanış müziğiyle başbaşasın sevgili okur:

'Die meister
die bestern
les grandes equipes
the champions...'

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Kurban


Bütün şarkılarını ezbere bildiğim tek gruptur. Her üyesi ayrı bir ilahtır, yetenek dehasıdır benim için. Daha lisedeyken çok büyük fanatiği olduğum zaman 'Ulan üniversiteye büyük bir şehire gideyim, en büyük emelim Kurban'ı canlı kanlı sahnede izlemek.' diyordum. Benim ÖSS'ye girdiğim sene olan 2006'da dağılma kararı aldılar. Yıkıldım haliyle.


Büyük şehire geldiğim ilk sene tekrar birleştiler. 27 Ocak 2007 veya bu tarihe yakın bir tarihte Ankara'da vereceklerdi konseri. Hayatımın en güzel günlerinden biriydi. En ön sıraya kadar ilerleyip delicesine eşlik etmiştim. Ama tadı da damağımda kalmıştı. Bir daha gelmelilerdi.


Ve geliyorlar. 17 Ekim 2008 ise gelecekleri tarih. Bu sefer 18 yaş sınırı olan, son gittiğimde Bulutsuzluk Özlemi konserine yaşım yüzünden alınmadığım Saklıkent'e geliyorlar. Yine efsanevi bir gün olacak.


'Yoluna çıksam da, sararıp solsam da, ilacım sen olsan da GELME!..'

26 Ağustos 2008 Salı

Milan Baros



Forvet mi istiyorduk??? Alalım bize forvet...

24 Ağustos 2008 Pazar

Çılbır Ye Çıldır (Yemek Tarifi)

Gördüğüm en enteresan yemeklerden birisi. Ellerimle yaptığım zamansa bambaşka bulduğum bir olaydır çılbır. Dilim döndüğünce anlatayım tarifini:

Çılbır:


Malzemeler:


-3 adet yumurta

-Yoğurt

-Kimyon

-Karabiber

-Kırmızı biber

-Tuz

-Tereyağı


Görüldüğü gibi yemeğin malzemeleri fazlasıyla basit. Hemen hemen her dolapta bulunan şeylerle yapılıyor. Ama annem bu yemeği bana öğretirken gözlerim faltaşı gibi açılmıştı yapımı esnasında.


Bir tencerenin yarısını su ile doldurdup suyu kaynattıktan sonra içine bir adet yumurtayı direkt olarak kır. 'Oha. Suyun içine yumurta mı kırılır?!' deme. Yumurta suya düşer düşmez beyazı sarısını kaplayıp katı hale geliyor. Birkaç dakika içinde bu işlem olana kadar suyun yüzeyindeki köpüğü bir kaşıkla alıp atıyorsun.


Diğer yandan bir tabağın yüzeyine yoğurt döküp iyice yayıyorsun. Az önce kırdığın yumurtayı sudan alıp bu tabağa koyuyorsun. Sonra diğer yumurtaları da aynı işleme tabi tutuyorsun. Tereyağını eritip yumurtaların üzerinde gezdiriyorsun daha sonra hoşlandığın oranda tuz ve baharatları ekliyorsun. Afiyet, bal, şeker olsun.

Fark Ediyorum


Televizyon, hayat, insanlar, ilişkiler maddeleyesim geldi:



-Herhangi bir ortamda gördüğüm güzel bir kız sigarasını yaktığı ana kadar güzeldir. Sonra iğrenç oluyor.


-Türkülerde 'bülbül' kavramı çok vurgulanıyor. Bir noktadan sonra rahatsız edici.


-Bugün NTV'de gördüm. Sürekli bahsedilen 'telli turna' adlı kuştan 15 adet kalmış. Acı.


-Yapmadığım bir şeyi yaptığım düşünülünce açıklama yapamıyorum. Geveliyorum ve olaylar daha beter hale geliyor.


-Bu madde çok önemli: Türkçeye çevrilmiş kelimelerin sonundaki 'ks' harflerini Türkçe bir cümle içinde 'x' olarak yazmak (en sık görülen örnek seks yerine sex yazmaktır) yeryüzündeki en sinirimi bozan harekettir. 'Choq küsell yha!' desen bile daha çok antipatik görünmezsin. Garanti vermiyorum yine de.


-Yukarıdakine benzer olarak: 'Konsantrem bozuldu.' , 'Adamın konsantresi dağıldı.' gibi cümleler de ters. Konsantrasyon o ya!


-Playlistimi çok sevdim. Blogda daha çok vakit geçirmemi sağlıyor.


-Enteresan blog isimleri ve fikirleri gördüğümde kıskanıyorum.


-Yağmur yağdığında elektriklerin kesildiği bir ülkede yaşamak...


-Süper lig başladı. Hell yeah!


-Bugün Komser Şekspir'i izledim. Eğer hala izlememişsen hata etmişsin. Her izleyişte iki gözüm iki çeşme, hıçkıra hıçkıra ağlıyorum...


-Neden bizim de eloğlu gibi 5 tane ismimiz yok? Ha?!


-Eh tamam bu kadarlık yeter...

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Kaliteli Reklam... Lütfen?

Günlerdir televizyon izleyiciliği konusunda çok net bir gelişme katettim. On numara izleyiciyim diyebilirim. Yattığım yerden o program senin, bu dizi benim; o maç senin şu müsabaka benim sürekli izliyorum. Bu esnada da birçok reklam geliyor gözümün önüne ve böyle bir postu yazmakta karar kılıyorum.

Televizyon piyasasının reklamlar sayesinde ayakta durduğunun farkındayım. Kanalların birbirleri ile mücadele edişinin temel sebebi reklam yayınlayabilmek. Onlar için reklam demek para demek. Bu bilinen bir olay. Ancak ne zeka, ne mantık, ne güzellik ne de kalite içeren reklamlarla tüketicinin karşısına çıkmak ne kadar faydalı bilmiyorum. Paranı güzel güzel bastırıp reklamını en çok izlenen kuşakta yayınlayabiliyorsun, eyvallah, ama biraz düzgün reklamlar çekip, çektirip koy bari önümüze. Yüzbaşı badem ne lan?!

Reklamını beğenmediğim ürünü almıyorum arkadaş bundan sonra! Açık ve net!

Sevgili okuyucu, al şu internet sitesini de takip et, haklı mücadelemde bana destek ol...

http://www.hepimizegeldiler.com/

Erkekler 200 Metre Finali

Yazıya lüzum yok böyle bir resmin altında... Yeni fenomenimiz hayırlı olsun...

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Blogspor

Hızlı yazmaktan mütevellit birinin adresini yazarken 'Blogspot' yerine 'Blogspor' yazdığım çok oluyor. Kursak mı böyle bir klüp ?

17 Ağustos 2008 Pazar

Süper Kupa Cimbom'un!

Maçla ilgili yazı yazılacak olsa herhalde çoğu insan iki yazı yazmayı tercih ederdi. İlk yarı ile ilgili bir yazı, ikinci yarı ile ilgili ikinci bir yazı yazılması uygundu. Ama ben sadece Hasan Şaş'tan bahsederek sahadaki Galatasaray'ı size anlatabilirim.

İlk dakikalarda bir kupa maçında oynadığının farkında değildi Hasan. Ayağına gelen topları başarısız ikili mücadelelerde kaybediyor, uzun ve kısa pas seçimlerinde hata yapıyordu. Hakemle sürekli diyalog halindeydi. İlk yarı da bu şekilde düzgün bir pozisyon dahi elde edemeden son buldu.

İkinci yarıya hırslı başladı Hasan. Kanattaki arkadaşlarıyla olumlu paslaşmalara girdi, rakiplerine fiziksel üstünlük şansı tanımadı. Arkadaşlarını pozisyona soktu. Gol attırdı. Oynaması gerektiği gibi, kalitesine yakıştığı şekilde oynadı ve 2-0'lık skordan sonra yerini genç arkadaşına bıraktı onu yanağından öperek. Abi kardeş ilişkisini de yansıttı yani.

Kayserispor ise ilk yarıda etkili bir savunma ile oynuyordu. Özellikle birebir savunmada rakiplerine adım attırmadılar, dolayısıyla kalelerinde pozisyon görmediler. İkinci yarı ise prese dayanamadılar ve golü yediler. İkinci gol ise futbolda defans oyuncularının başına gelmesi en kötü durum olan 'dalgınlık' yüzünden geldi. Hoş, aynı türden bir golü kendileri de buldular ancak çok geç olmuştu ve maç sona erdi.

Girer girmez attığı gol ve asisti ile sevindirmesi bir yana, sol çizgide iki kişiyi müthiş süratiyle geçerken ekran karşısında çekirdeğin bulunduğu kase ile kabuğunu attığım kaseyi karıştırmama sebep olmasıyla da geceye damgasını vurmuş olan Harry Kewell'ı izlemek güzeldi. Yine aynı şekilde yıllardır bilgisayar karşısında menajerlik yapan biz CM severler için de Julius Aghahowa'yı dünya gözüyle görmek de heyecanlıydı.
Darısı diğer keyifli maçlara...

Unutma...


16 Ağustos 2008 Cumartesi

100 Metre Erkekler Finali

Hani her organizasyonda heyecanla beklenen özel anlar olur ya. Bu yarış da tüm dünya tarafından merakla beklenen en önemli yarıştı. Günlerce bekliyorsun, on saniyeden kısa sürüyor, sonra yine günlerce dilinde. Öyle bir yarış.



Birçok dalda rekorların havada uçuştuğu Pekin 2008'de bu gece Usain Bolt'tan başka hiçbir şey parlamadı. Adam son on metrede sağına soluna bakarak, tribüne şovlar yaparak finişe ulaştı. Üstelik kendisine ait Dünya Rekoru'nu kırarak. Dereceler tamamen şöyle:


1 Usain Bolt Jamaika,9.69 (dünya rekoru)
2 Richard Thompson , Trinidad/Tobago, 9.89
3 Walter Dix, ABD, 9.91
4 Churandy Martina, Hollanda Antilleri, 9.93
5 Asafa Powell, Jamaika, 9.95
6 Michael Frater, Jamaika, 9.97
7 Marc Burns, Tinidad/Tbago, 10.01
8 Darvis Patton, ABD, 10.03

Bu arada hatırlatmakta fayda var. Böyle başarılar ve rekorlar arttıkça Olimpiyat Barajı yükseliyor. Bu da bu tip yarışlara zaten gidemeyen Türk atletler için daha büyük zorluk demek tabi...

Özkan Uğur


Çok sevdiğim müzisyenlerin başında gelir kendisi. MFÖ'nün en etkili harfidir. Tek özelliği de bu değil tabi. Birçok dizi, film ve reklamda gördüğümüz müthiş bir oyun yeteneğine sahip. Süper bir basçı, bir o kadar güzel sese sahip deli insan.


Delilik şaheser yaratmakta önemli bir husustur. Bunu da hemen sağ taraftaki playlist'te yer alan 'Sude' adlı şarkıyı dinleyerek görebilirsin. Akıl sınırlarını zorlayan nitelikte bir güzelliktir o şarkı.
Ben susayım eserleri, dahil oluşuyla şenlendirdiği olgular konuşsun: 'İkinci Bahar, G.O.R.A, Sude, Yeter Anne, Eşkiya, Murrun, Güllerin İçinden, Arçelik'in Robotu, Sıpa-Babazula, Ele Güne Karşı ...'

Anket 2 - Kombine


Bu sene futbola daha çok zaman ayıracağım malum. Geçtiğimiz sezon dökülen Ankara takımlarını bu sene düzenli takip etmek istiyorum.

Kombine almak istememin temel sebebi şu aslında: Bu sene 19 Mayıs Stadı'nın çimleri suni çim olacak. Bu da sahaları normal çim olan tüm Ankara dışı takımlar için zorlu deplasman demektir. Bu statta güzel maçlar olacaktır eski rezil zeminden kurtulduktan sonra (Her ne kadar şimdiki de tartışılsa da). Yeni transferleri ses getiren bir Ankara takımı yok ama başka stada çıkan Ankara B.Ş.B'yi eliyorum. Esasen iyi bir takım olsa da tribünde ve saha dışında yaşayabileceğiniz rahatsızlık verici olayları göz önüne alıp Ankaragücü'nü de eliyorum.

Geriye geçen sene berbat olan Gençler ve iyi bir performans sergileyen Oftaş, yeni adıyla Hacettepe kalıyor. Yardım et bana okur. Selamsız'ın altında, arşivin üstünde. Hadi bakalım.