Saydıralım

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Blogspor

Hızlı yazmaktan mütevellit birinin adresini yazarken 'Blogspot' yerine 'Blogspor' yazdığım çok oluyor. Kursak mı böyle bir klüp ?

17 Ağustos 2008 Pazar

Süper Kupa Cimbom'un!

Maçla ilgili yazı yazılacak olsa herhalde çoğu insan iki yazı yazmayı tercih ederdi. İlk yarı ile ilgili bir yazı, ikinci yarı ile ilgili ikinci bir yazı yazılması uygundu. Ama ben sadece Hasan Şaş'tan bahsederek sahadaki Galatasaray'ı size anlatabilirim.

İlk dakikalarda bir kupa maçında oynadığının farkında değildi Hasan. Ayağına gelen topları başarısız ikili mücadelelerde kaybediyor, uzun ve kısa pas seçimlerinde hata yapıyordu. Hakemle sürekli diyalog halindeydi. İlk yarı da bu şekilde düzgün bir pozisyon dahi elde edemeden son buldu.

İkinci yarıya hırslı başladı Hasan. Kanattaki arkadaşlarıyla olumlu paslaşmalara girdi, rakiplerine fiziksel üstünlük şansı tanımadı. Arkadaşlarını pozisyona soktu. Gol attırdı. Oynaması gerektiği gibi, kalitesine yakıştığı şekilde oynadı ve 2-0'lık skordan sonra yerini genç arkadaşına bıraktı onu yanağından öperek. Abi kardeş ilişkisini de yansıttı yani.

Kayserispor ise ilk yarıda etkili bir savunma ile oynuyordu. Özellikle birebir savunmada rakiplerine adım attırmadılar, dolayısıyla kalelerinde pozisyon görmediler. İkinci yarı ise prese dayanamadılar ve golü yediler. İkinci gol ise futbolda defans oyuncularının başına gelmesi en kötü durum olan 'dalgınlık' yüzünden geldi. Hoş, aynı türden bir golü kendileri de buldular ancak çok geç olmuştu ve maç sona erdi.

Girer girmez attığı gol ve asisti ile sevindirmesi bir yana, sol çizgide iki kişiyi müthiş süratiyle geçerken ekran karşısında çekirdeğin bulunduğu kase ile kabuğunu attığım kaseyi karıştırmama sebep olmasıyla da geceye damgasını vurmuş olan Harry Kewell'ı izlemek güzeldi. Yine aynı şekilde yıllardır bilgisayar karşısında menajerlik yapan biz CM severler için de Julius Aghahowa'yı dünya gözüyle görmek de heyecanlıydı.
Darısı diğer keyifli maçlara...

Unutma...


16 Ağustos 2008 Cumartesi

100 Metre Erkekler Finali

Hani her organizasyonda heyecanla beklenen özel anlar olur ya. Bu yarış da tüm dünya tarafından merakla beklenen en önemli yarıştı. Günlerce bekliyorsun, on saniyeden kısa sürüyor, sonra yine günlerce dilinde. Öyle bir yarış.



Birçok dalda rekorların havada uçuştuğu Pekin 2008'de bu gece Usain Bolt'tan başka hiçbir şey parlamadı. Adam son on metrede sağına soluna bakarak, tribüne şovlar yaparak finişe ulaştı. Üstelik kendisine ait Dünya Rekoru'nu kırarak. Dereceler tamamen şöyle:


1 Usain Bolt Jamaika,9.69 (dünya rekoru)
2 Richard Thompson , Trinidad/Tobago, 9.89
3 Walter Dix, ABD, 9.91
4 Churandy Martina, Hollanda Antilleri, 9.93
5 Asafa Powell, Jamaika, 9.95
6 Michael Frater, Jamaika, 9.97
7 Marc Burns, Tinidad/Tbago, 10.01
8 Darvis Patton, ABD, 10.03

Bu arada hatırlatmakta fayda var. Böyle başarılar ve rekorlar arttıkça Olimpiyat Barajı yükseliyor. Bu da bu tip yarışlara zaten gidemeyen Türk atletler için daha büyük zorluk demek tabi...

Özkan Uğur


Çok sevdiğim müzisyenlerin başında gelir kendisi. MFÖ'nün en etkili harfidir. Tek özelliği de bu değil tabi. Birçok dizi, film ve reklamda gördüğümüz müthiş bir oyun yeteneğine sahip. Süper bir basçı, bir o kadar güzel sese sahip deli insan.


Delilik şaheser yaratmakta önemli bir husustur. Bunu da hemen sağ taraftaki playlist'te yer alan 'Sude' adlı şarkıyı dinleyerek görebilirsin. Akıl sınırlarını zorlayan nitelikte bir güzelliktir o şarkı.
Ben susayım eserleri, dahil oluşuyla şenlendirdiği olgular konuşsun: 'İkinci Bahar, G.O.R.A, Sude, Yeter Anne, Eşkiya, Murrun, Güllerin İçinden, Arçelik'in Robotu, Sıpa-Babazula, Ele Güne Karşı ...'

Anket 2 - Kombine


Bu sene futbola daha çok zaman ayıracağım malum. Geçtiğimiz sezon dökülen Ankara takımlarını bu sene düzenli takip etmek istiyorum.

Kombine almak istememin temel sebebi şu aslında: Bu sene 19 Mayıs Stadı'nın çimleri suni çim olacak. Bu da sahaları normal çim olan tüm Ankara dışı takımlar için zorlu deplasman demektir. Bu statta güzel maçlar olacaktır eski rezil zeminden kurtulduktan sonra (Her ne kadar şimdiki de tartışılsa da). Yeni transferleri ses getiren bir Ankara takımı yok ama başka stada çıkan Ankara B.Ş.B'yi eliyorum. Esasen iyi bir takım olsa da tribünde ve saha dışında yaşayabileceğiniz rahatsızlık verici olayları göz önüne alıp Ankaragücü'nü de eliyorum.

Geriye geçen sene berbat olan Gençler ve iyi bir performans sergileyen Oftaş, yeni adıyla Hacettepe kalıyor. Yardım et bana okur. Selamsız'ın altında, arşivin üstünde. Hadi bakalım.

Yağmur

Mersin'e gelişimle beraber sezonun ilk yağmurunu tatmam bir oldu. Şu an saat 03.00 ve dışarıda deliler gibi yağmur var. Gök gürültüsü kulak patlatan cinsten. Şimdi Hilton taraflarından başlayıp sahil boyu ıslanmak vardı ama gel gör ki yatağa mahkumuz...

Elvan Abeylegesse



Aslanlar gibi bir yarış çıkarttı. Son saniyelerde isterik olarak titredim resmen. Şaşırtmadı ve başardı. Aferin kız!

15 Ağustos 2008 Cuma

Yemek Tarifi

Bugün yaptığım müthiş makarna ile beraber kendimle gurur duydum, ve bazı tariflerimi seninle paylaşmaya karar verdim sevgili okur, yorumur...


Domates Soslu Cevizli Makarna


Malzemeler:

-Bir paket makarna (tercihen penne)

-4 adet domates

-Bir kalıp margarinin çeyreği

-Bir tatlı kasığı domates salçası (renk adına)

-Kaşar peyniri

-Çekilmiş veya ince ince parçalanmış ceviz içi-Tuz-Karabiber

Yapılış:

Bir paket makarna kaynatılıp süzülürken bir tencerede (burası çok önemli, sosu tavada degil de makarnanın pişeceği tencerede yapmalısınız) çeyrek margarin eritilir. Daha sonra rendelenmiş olan domatesler kızgın yağın içine atılarak tuz, karabiber ve salça ekleyerek karıştırılır. Koyu kırmızı renk alan karışım baloncuklar sayesinde kıvama geldiğini belli ederken, süzülen makarnadan bir avuç alınıp karışıma eklenir. Sos, makarnaya iyice yedirildikten sonra süzgeçteki makarna yarıya ininceye kadar aynı şekilde avuç avuç tencereye atılıp iyice karıştırılır. Daha sonra süzgeçte kalan tüm makarna tencereye boşaltılıp karıştırılır. Burada amaç makarnanın sosu iyice yemesidir. Yemek kıvamına kavuşunca ocak kapatılır. Tencerenin kapağını da kapatıp kaşarı rendelemeye geçilir.
Kaşarın rendelendiği süre içinde makarna tam kendini bulmuştur. Kocaman bir tabağa doldurulup üzerine bol miktarda kaşar ve ceviz serpilir. Kolayla da servis edildiği zaman tadına doyum olmaz. Afiyet olsun.


12 Ağustos 2008 Salı

DTCF


Özledim seni... Garip mi?

Blok...

Yattığım yerden plaj-voleybolu turnuvası finali izliyorum. Mücadele gırla... İkililerden biri güzel bir organizasyonla karşı tarafa smaçlıyor topu. Rakip zıplıyor, spikerin çığlığı... 'Blok out!!'

Sonra ben düşünüyorum. Hayat her şeye benzediği gibi voleybola da benziyor. Lan bir düşünsene, mükemmel bir çaba göstermişsin. Etkili olmaya çalışmışsın oyunda/hayatta (hayat bir oyundur diyene de selam ederim...), şartlar seni zorlamış, kendinle mücadelen yetmiyormuş gibi karşına insanları da almışsın...

Pat! Bu saatten sonra olacaklar senin tekniğine mi kaldı sanarsın ki? Şans işte. Belki içeri düşer... Belki dışarı sapar... Belki son anda takım arkadaşın yetişir. Sürünerek çıkartır topu. Ne de olsa onun da menfaati vardır bu işte... Belki bu son şansındır, maç sayısıdır. Belki maç yeni başlamıştır. Belki geriye düşeceksindir, seriye bağlayacaklardır. Belki sen art arda sayı kazanacaksındır. Belki sizin mücadelenizi yöneten hata yapacaktır. Yuhalanmak ağlatacak belki seni, belki alkışla coşacaksın. Yüzlerce kişi izlerken birini önemseyeceksin belki, belki hiç birini...

Tahta zemindesindir, kumdasındır. İkişerlisindir, altışarlısındır...

Sorsan şimdi 'Muratçım her voleybol maçında bloksuz bir an geçmemekte midir?' diye ne cevap veririm. Basit, ama kabullenmesi zor.

Ben çevremde basit bir maç geçiren insanlar görmedim. Ben mücadelenin olmadığı bir hayata tanık olmadım. Bence sırf bu yüzden voleybol, blok'suz çok manasız...

11 Ağustos 2008 Pazartesi

Ben geldim!!

Özlemiş misin, unutmuşmusun bilemem ama ben buraları seviyorum. Artık internette 10 dakikadan fazla işim olmuyor. MSN'de takıldığım zamanlar dışında yaptığım tek iş okumak ve yazmak oluyor. Uzun uzun anlatmayacağım, hayatımda ilk defa bu kadar uzun süre yatağa mahkum kaldım, başımdan geçenler oldu; geçmesini istediklerim oldu. Gördüklerim, geçirdiklerim. Bıyır:

-4 saatliğine belimden aşağısı tutmadı. Matah bir şey olmamakla beraber çok acı. Bir ayağınla annen, diğeriyle anneannen oynuyor ve 'Ehauhe hissetmiyorsun şimdi öyle mi?' diyorlarsa da durum değişmiyor.

-Bir yumurta büyüklüğündeki alnınan parçam yattığım odada sergilendi. Annem ilk gördüğünde suratını çok garip bir şekle soktu. 'Ana yüreği, kaldıramıyor.' diye içimden geçiriyordum, kadın kusmaya gitti...

-Hastane ile ilgili son madde bu. Gözlem odası denen yerde benimle birlikte yatan bir yaşlı teyze ve bir de küçük çocuk vardı. Çocuk liseye yeni geçmiş. Genel anesteziye maruz kalan bir tek o vardı. Çocuk ayıldıktan sonra narkozun etkisi geçmemişti. Annemler ve etraftakiler bunu fırsat bilerek çocuğa onlarca soru sordular. Cevaplarına kahkahalarla güldüler. Çocuğun aşk hayatından geleceğe dair hedeflerine kadar her boku öğrendiler. Bence narkozun etkisinden tamamen kurtulmadan hasta herhangi bir insanla diyaloğa sokulmamalı. Bu bir hastanın ciddi ciddi hakkı olmalıdır. İnsan bir nevi 'veritaserum' (araştır, öğren) etkisinde çünkü ameliyat sonrası ilk saatlerde.

-Meyve suyu oldum!

-Günün olimpiyat özetleri çok sıkıcı: 'Evet sevgili olimpiyat severler. Ülkemiz bugün yarıştığı 4 dalda, bilmemkim bilmemkim ve bilmemkim ile başarısız oldu.'

-Olimpiyat deyince: Michael Phelps. Saygılar abi...

-Bir Galatasaraylı olarak FB TV'den büyük zevk alırım. Ama MTK masalı baydı beah...

-Haydi Amerika, sen de katıl da 3. dünya savaşı çıksın. SALAKLAR...

-Evden kaçtım. İnternet kafeden yazıyorum :)

-Rahat uyumadıysam kabus görüyorum.

-10 dakika süren ve anestezi uzmanı ile evrim teorisini tartıştığım bir konuşma yapacak kadar rahat ve acısız olduğum ameliyattan sonra iki günde bir pansuman oluyorum. Her biri yirmi dakika sürüyor ve ömrümden ömür gidiyor.

-Gördüğüm kabuslardan birinde Çağlar bana Amerika'dan PSP getirmiyordu!

-Müzik dinlemek istiyorum! :(

-Daha çok şey vardı ama, tıkandım. Öpüldün :)

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Sağlık Arası...



Daha önce bahsettiğim ameliyatımdan dolayı bir süreler yok olabilirim. Belki de sürünerek gelir bir şeyler karalarım. Dostlarım, beni bırakın siz devam edin...

Fark Ediyorum...

Gözüme çok şey batmaya başladı şu sıralar:


-Bire bir Ayı Yogi taklidi yapabilmek güzel şey.

-Lig TV'nin yeni şarkısı iğrenç. Disco Partizani'nin Türkçe sözlüsü.

-Emin olduğuma inandığım bir şey var. Tom&Jerry'de en çok sevilen bölümlerin başında yemek masasının üzerinde geçenler geliyor. Looney Tunes çizgi filmlerinde de çizerle inatlaşıp gagasını kuyruğunu kaybeden kahramanlarımızın olduğu bölümler seviliyor. Bunu okurken 'Aaa evet!' dediysen büyüksün...

-Ormanlar hala yanıyor. Neyse ki keneler de yandı!

-IV, V, VI bölümlerini izlediğim Star Wars'un kalan üç bölümünü, ilk iki filmini izlediğim The Godfather'ın son bölümünü izlememekte diretiyorum. Harry Potter'ı çıktığı gün bitirince düştüğüm iğrnç boşluğa düşmek istemediğimden olabilir.

-En sevdiğim grupların da üzerinde olan Beatles'ın sadece ilk 7 albümünü tam olarak ve ezbere biliyorum. Diğer albümleri de 7'şerli gruplara ayırarak ve keşfederek dinlemeyi ve hayatımın ilerki bölümlerine yaymayı düşünüyorum. Yukardaki madde ile alakalı olabilir.

-Uykusuz okurken sevdiklerimi en sona bırakmak istesem de başlıyorum ulan Otisten! Faik'i de deniz kestanesine benzetiyorum.
-Hani Scoobyler, Yogiler ve Gerçek Kötülerin yarıştığı bir çizgi film vardı ya (Laff a lympics), onun istatistiklerine rastladım. Scoobylerin 15, Yogilerin 8, Gerçek Kötülerin 3 galibiyet aldığını gördüm. Ekşi'de çoğunluğun söylediğine göre Gerçek Kötüler ilk yarışlarını İstanbul'da kazanıyor. Enteresan detaylar bunlar. Hemen herkes gibi Yogileri tutardım.
-Işın Karaca 'Elif' adlı dizinin jenerik müziği yaptıkları Esmeray klasiğinin (Unutma beni) içine etmiş. Bu kadını Zerrin Özer'e benziyor diye çıkardılar adam ettiler. Zerrin Özer kim ola ki ?!

-Ntv bir adet spor kanalı çıkararak gözümdeki değerini onlarca kat arttırdı. Bu akşam MTK - FENERBAHÇE maçını naklen verecekler. Avrupa takımlarının hazırlık maçları, nefis belgeseller, ABD Basketbol Milli Takımının hazırlık maçlarını komple yayınladılar. Olimpiyatlar da kesintisiz yayınlanacaktır. Galatasaray - Eskişehirspor maçından başka bir şey yayınlamayan Süpersport gibi kanallardan sonra ilaç olmadı mı dersin?

-Gerçek kötülerde bir tavşan vardı. Yarışlardan sonra kameraya bir harekette bulunurdu. Onu yapıyorum sana :)

Slap Bet



Pek sevdiğim bir dostumla girdiğim iddia sonucu kendisine atılacak bir tokat borcum var. Zevkle ödeyeceğim tabii... Teşekkürler Barney&Marshall ikilisi...